Şair Raşit Ulaş ile yeni kitabı Daha Ne Anlatayım üzerine konuştuk
Şair Raşit Ulaş ile yeni kitabı Daha Ne Anlatayım üzerine konuştuk: "10 yıl sonra yine sesimi yükselttim ama bu kez kırk yaşına merdiven dayamış biri olarak"
Kitabın adı Daha Ne Anlatayım fakat kitap boyunca susmak yerine gittikçe daha yüksek sesle konuşan bir şair görüyoruz. Sanki burada anlamlı bir tezat kurmuş gibisiniz. Bu duruma açıklık getirebilir misiniz?
Daha Ne Anlatayım, benim için sürpriz bir kitap oldu. Şiirlerin hemen hemen dörtte üçü planımda olmayan şiirlerdi. Daha önceki üç şiir kitabımın şiirleri belirli bir plan dahilinde, bilinçli şekilde yazılmış şiirlerdi. Çünkü uzun yıllardır şiirimin gidiş yönünü -hem dil hem de içerik olarak- düşünerek hareket ettim. Her kitabın hikâyesi bir bütündü. Bambaşka şiirler de olsa kitap bittiğinde dikkatli bir okur bütün hikâyeyi anlayabilirdi. Daha Ne Anlatayım da bundan farklı değil fakat şiir benim için yaşamın doğal akışı dışında bir şey olmadığından, planlanan doğal akışın dışında gerçekleşen olaylar burada kontrolü elden kaçırma riskiyle karşı karşıya bıraktı beni. Kitap bittiğinde ilk kitaptan beri uyguladığım bütünlük gerçekleşmeyebilirdi. Açıkçası bu benim için olmasa da olurdu çünkü senin de söylediğin gibi kitabın adıyla şiirler arasındaki "tezat" oldukça bariz. Fakat öyle olmadı, şiirlerin tamamlandığını düşündüğüm an baştan okuduğumda yine bütün bir hikâyeyi buldum. Bu planlanmamıştı ama yine gerçekleşti. İlk kitabım Kavga Başlıyor'da çok bağırmış, çok kızmıştım. İlk gençlik çağımın bütün öfkesini oraya yansıttım. O bağırış hem pervasız hem fütursuz bir bağırıştı. Çünkü o dönem öyle hissediyordum. Sonra bağırmayı bıraktım. Hayata dair öfkem yerini hayal kırıklığına bıraktı ve o öfke bağırarak değil de biraz "küserek" ve içime dönerek ortaya çıktı. Birçok Yolculuğun Tamamlanmamış Hikâyesi ile İsimsiz Oğullar ve Tanrı Kuşları bu dönemin kitaplarıydı. Daha Ne Anlatayım ise evet yüksek sesli bir kitap. 10 yıl sonra yine sesimi yükselttim ama bu kez kırk yaşına merdiven dayamış biri olarak daha bilinçli, yönünü bilerek ve oturaklı bir yüksek ses bu.
Önceki kitaplarınızdan farklı olarak Daha Ne Anlatayım'da kadın ve erkek meselesi, dolayısıyla cinsiyet meselesi şiirinize daha belirgin biçimde dâhil oluyor. "Self Domestication"da kendini ehlileştirmeye, içindeki çocukla yüzleşmeye çalışan bir erkek varken kadın; kimi zaman ev, rahim, merhamet ve şifa, kimi zamansa kirlenme ve kovulma üzerinden kuruluyor. Bu kitabı aynı zamanda erkeklik ve kadınlık üzerine bir hesaplaşma olarak okuyabilir miyiz?
Hayır, doğrudan bir hesaplaşma değil bu. Hesaplaşma benim şiirimde her zaman vardı, hep de olacak ama buradaki başka bir şey. Daha çok kazı ve anlamlandırma çabası olarak görebiliriz. Bahsettiğin gibi kimi zaman ana rahmi kimi zaman şifa kimi zamanda kovgun bir kimlik görüyoruz. Ben hiçbir zaman insan meselesini cinsiyet üzerinden okumadım veya anlamlandırmaya çalışmadım. Bütün meselem, kendimden başlamak üzerine anlamlandırma çabası oldu. Kimi zaman yargılayarak kimi zaman severek kimi zaman kırılarak... Ama hem anlamlandırmaya veya anlamaya çalışarak oldu bu. Öfke ve aşk kontrolsüzdür, elbette şiir de çok kontrollü bir sanat değil. İşte bu kontrolsüz hâl şiirlere de yansıdı doğal olarak. Bu bağlamda birbirinden farklı sıfat ve özelliklerde görebiliyoruz. Aşırı kontrollü olsa bunca farklı özellik bir arada olamazdı. İyi olan, yüce olan, erkek veya kadın değildir. Kötü olan da erkek veya kadın değildir. İyi olan, yüce olan insandır ya da insan olmalıdır. İşte bu yüzden cinsiyet meselesi her alanda benim için yanlış okumadır. Bu yüzdendir ki dışrak bir öfkeyle birlikte Self Domestication gibi bir şiir de yer alıyor.
"Gazze'den Sonra Şiir Yazmak"ta şiirin bir silah kadar işe yaramadığını söylüyor, "Şairleri Niçin Öldürmeliyiz"de şairleri riyakârlık ve suskunlukla suçluyorsunuz; buna rağmen Yunus Emre ile Karacaoğlan'ı ayırıyorsunuz. Sizin için şiiri yeniden meşru ve gerekli kılan şey nedir?
Şiirin bir silah kadar işe yaramadığını ilk kitabım Kavga Başlıyor'da da söylemiştim. Evet, hâlâ yaramıyor. Yaramayacak da. Gazze'de, Doğu Türkistan'da, Yemen'de, İran'da ve dünyanın herhangi bir yerinde masum insanlar yok edilirken şiir yazmanın konforundan utanıyorum ama elimden başka bir şey gelmemesi de beni şiir yazmaktan başka bir çözüme de götürmüyor. Hem "Gazze'den Sonra Şiir Yazmak" hem de "Şairleri Niçin Öldürmeliyiz", işte bu çaresizliğin şiirleri aslında. Şiiri meşru ve gerekli kılan şeyin ne olduğunu bilmek, Yunus ve Karacaoğlan'ı tam manasıyla anlamakla mümkün olacak. Yunus kimdi ve neyi temsil ediyordu? Nasıl söyledi? Ne söyledi? Ve en önemlisi niye söyledi?
Karacaoğlan'a hem "Ağlayı ağlayı düştüm yollara / Karışayım boz bulanık sellere / Adı sanı bilinmedik illere / Gitmeyince gönül yardan ayrılmaz" diye aşk yazdıran hem de "üryan geldim yine üryan giderim" diye meydan okutan bilinç düzeyi neydi? "Üç derdim var birbirinden seçilmez / Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm" diyerek dünya var olduğundan beri bütün insanlık tarihinin en önemli üç meselesini iki dizede anlattıran bilgelik nereden geldi?
Bu iki şair yalnızca folklorik ve arkaik birer unsur mu yoksa olduklarından bile çok daha büyük insanlar mı? Bütün bunları bilmeden şiirin neden gerekli olduğunu ve meşruiyetini konuşmak mümkün olmayacak. Bunu bilebilmek içinse bir ömür şiirle et-tırnak olmak gerek. Üç afilli dize yazıp, bol sosyal medya paylaşımları, pr çalışmaları, pohpohlamalarla olacak iş değil bunlar. Şiir ciddi bir sanattır ve belki de bütün sanat dalları arasında en kıskanç, en zorlu ve kendini en zor açanıdır. Bundan dolayı bütün şair ve şiir tanımlarını bir yana bırakarak şairi ve şiiri aramamız gereken yere işaret ettim. Belki de nasıl insan olmamız gerektiğini gösteren yere...
AI, kitabınızı tek cümleyle şöyle özetliyor: "Daha Ne Anlatayım, söze artık inanmayan ama susmayı da ahlaken kabul edemeyen bir şairin kitabıdır." Bu yoruma katılır mısınız?
Yapay zekâ, şiirde ve hatta hayatın bütün alanında geldiğim noktayı pek şairane bir şekilde özetlemiş. Ben de şaşırdım bu tespiti yapmasına. Ama istediği kadar tespit yapsın, hiçbir zaman gerçek bir şiir yazamayacak, haberi olsun : ) Şaka bir yana cidden doğru bir noktadan yakalamış. Başta sorduğun kitabın adı ve şiirler arasındaki tezat aslında tam da bu. "Söyleyince bir şey olmayacak ama susarsam bir şey olacak" diye düşündüm hep ve sorumluluk hissettim üstümde. Önce memlekete ve insanlara dair hissettim; onun şiirlerini yazdım. Ardından kendime hissettim; onun şiirlerini yazdım. Bu döngü hep böyle oldu. Böyle de olmaya devam edecek.
Muhammed Enis Özel
1997 yılında İzmir'de doğan Muhammed Enis Özel, Türk Dili ve Edebiyatı alanında gördüğü eğitimin ardından çağdaş Türk şiiri ve edebiyat eleştirisi üzerine odaklanarak eserlerini saygın edebiyat mecralarında okurla buluşturmuştur. Alayına Şiir ve Son Şiir Kitabı 1 gibi eserleri bulunan Özel, Yayın yönetmenliğini üstlendiği Yengi Mecmua çatısı altında yenilikçi ve nitelikli yayıncılık çizgisini sürdürmektedir.
