Gelosia Suprema (Kıskançlık Hastalığı)
Luigi Pirandello'nun Uno, Nessuno e Centomila romanında, karısının kendisine burnunun büyük olduğunu söylemesiyle kimlik bunalımına giren bir adamın hikâyesini okuruz. Peki her sabah aynaya baktığımızda gördüğümüz kişi ile aynanın karşısında duran kişi aynı mıdır? Pirandello'nun karısının yani Antonietta Portulano'nun masum bir cümleyle yıktığı şey de tam olarak Pirandello'nun benlik merkezidir ve bu merkez yıkıldıktan bir süre sonra Antonietta için hayat pek de yolunda ilerlemeyecektir.
Antonietta Portulano 1871 yılında doğum sırasında rahatsızlanan annesinin kıskanç babası tarafından erkek doktora gösterilmemesi sebebiyle, öksüz kaldı. Babası tarafından baskıya maruz kalarak büyütüldü, 1894 yılında ilerde çok büyük bir tiyatro yazarı olacak Luigi Pirandello ile evlendirildi. Sicilya'da annesiz büyümüş ve manastırda eğitim almış bir kız olarak Roma'ya taşınmak zorunda kaldı. Antonietta için bu yeterince zor sayılabilecekken bir de sel nedeniyle kayınbabasının ve kendisinin gelir kaynağı olan kükürt madeni yerle bir oldu. Antonietta ve Luigi iyice yoksullaştılar ve Luigi Pirandello geçinebilmek için ek işlerde çalışmaya başladı. Bu ekonomik çöküş, Antonietta'nın zaten pamuk ipliğine bağlı olan ruhsal dengesi için bardağı taşıran son damla oldu. Yaşadığı şok o kadar büyüktü ki psikomatik bir felç geçirerek yatağa bağlandı. Roma'da, yabancı bir şehirde kimsesi yokken yatağa bağlanmak onda tanıdık bir saplantı oluşturdu. Luigi Pirandello'nun Antonietta'ya babasından geçtiğini düşündüğü "Gelosia Suprema".
Ev Pirandello için deliliğin gözlem kulesi olmuştu. Antonietta'nın babasından kalan Gelosia Suprema dürtüsüyle önce kocasının ceplerini karıştırmaya başlaması, sonra onu takip etmesi en sonunda trajik bir paranoyaya evrildi. Öyle bir paranoyaydı ki bu, Antonietta öz kızları Lietta ile Pirandello'nun ensest ilişki içinde olduğu sanrısına kapıldı. Antonietta'nın zihninde yarattığı ve mutlak gerçekmişçesine inandığı hain koca figürü, Pirandello'yu kendi benliğini sorgulamaya itti. Luigi, karısının gözlerinde kendisine ait olmayan, çirkin ve yabancı bir maske ile yaşıyordu. Bu durum ona acı bir gerçeği öğretti; insanın sabit bir benlik merkezi yoktur. Bir kişi olduğumuzu sanırız fakat başkalarının gözünde yüzlerce belki binlerce surete bürünürüz ve günün sonunda hiç kimseyizdir. Bu süreç ve fikir Pirandello'nun yazdığı romanlardaki ve oyunlardaki tüm karakterlerin yüzündeki trajik maskenin de prototipi oldu. Pirandello 17 yıl boyunca bu boğucu maskeyle ve evdeki delilik gözlemiyle yaşadıktan sonra Antonietta'yı akıl hastanesine yatırdı, yarı yaşındaki aktrist Marta Abba'ya saplantılı halde aşık oldu ve onu yazdığı ve yönettiği oyunların yıldızı yaptı.
Şerh düşmek gerekir ki tarih, olayları kalemi elinde tutanların gözünden yazar. Belki de Antonietta, Pirandello'nun dediği gibi gerçeklik algısını yitirmiş bir hastaydı; belki de sadece, büyük bir yazarın kendi efsanesini yaratırken harcadığı, sesi kısılmış bir karakterdi. Gerçeğin hangisi olduğu, tıpkı Pirandello'nun eserlerindeki gibi, ona nereden baktığınıza göre değişecektir.






