Sanat

Yapmamanın Zarafeti

   Burak Çetinkaya       Kasım 2026

Yapmamanın Zarafeti

 

 Bir kuklanın ip vasıtasıyla ağırlık merkezine yapılan doğrusal ya da dairesel yönlendirmeler sonucunda oluşturacağı hareket, bir profesyonel dansçının hatta en büyük dansçının hissettirebileceği zarafetten daha büyük bir zarafet taşır. Bu, kuklayı oynatan kişinin maharetine bağlı da sayılmaz. Bu, kuklanın yerçekimine kendini bırakmasıyla alakalıdır ve başka sebeplerle de bağlantılıdır. Diğer sebepleri irdelemek istersek ilk açmamız gereken yer zihnin varlığıdır.

Zihin direnç göstermeye meyillidir. Direncin olduğu yerde yapmacıklık kaçınılmazdır.

Kleist'in "Kukla Tiyatrosu Üzerine" adlı yazısında birçok konuyla beraber bu da irdelenmiştir.

 1801 yılında M... kentinde, kentin operasının baş dansçısı olan Bay C... ile tanıştığını belirten Kleist, onu birçok kez pazar yerinde avamın en büyük eğlencelerinden biri olan kukla tiyatrosunu izlerken gördüğünü ve buna çok şaşırdığını kendisine söyler ve Bay C..., kukla tiyatrosuna olan ilgisini uzun uzun anlatır. Metnin ilerleyen noktalarında yapmamanın/bilmemenin zarafet üzerinde ne kadar önemli olduğuna dair iki anı okuruz.

 Birincisi Kleist'in anlattığı, Paris'te tanıştığı ve 15 yaşında olan, hanımlar tarafından gördüğü büyük ilgiden kibir sahibi olmuş bir genç ile hamamda tanışmasıdır. Bu genç ayna karşısında ayağını kuruladığı bir pozisyonda Paris'te ve çoğu Alman koleksiyonerin de bildiği ayağına diken batan çocuk heykelinin formunu taşıdığını fark edip bunu kanıtlamak için -bilinçle- tekrar tekrar bu pozisyonu denediğinde başarısızlığa uğramıştır ve kendini gülünç duruma sokacak kadar da bunu takıntı haline getirmiştir.

İkinci örnek ise, Bay C...'nin Rusya gezisinde misafir olduğu, Litvanya'nın önde gelen ailelerinden birinin evinde, ailenin eskrime oldukça yetenekli olan oğlunu birçok kez yenmesi üzerine oğlanın kendisini zincirli bir ayı karşısına geçirip eskrim yapmasını sağlamasıdır ve ayının Bay C... ne yaparsa yapsın efor sarf etmeden onu yenmesidir.

Metin bize bilmemenin/düşünmemenin gücünü bu iki hikâyeyle oldukça iyi anlatır ve zarafetin olabileceği en saf hali tanımlar. Zarafet ya hiç bilinci olmayan ya da sonsuz bilince sahip olan insan anatomisinde, yani kuklada ya da Tanrı'da en saf haliyle ortaya çıkar.

 1810 yılında yazılmış bu metnin destekleyicisi olabilecek eserler düşünüldüğünde, benim aklıma ilk olarak Andy Warhol'un birkaç çalışması gelmektedir. Andy Warhol makinalaşmaya çalışan bir sanatçıdır ve bunun Tanrılaşmak olduğunu da düşünmektedir.

 Örnek verebileceğim ilk çalışma The Philosopy of Andy Warhol (1975) kitabıdır. Bu kitapta Warhol fotoğraftaki güzelliğin gerçek hayattaki güzellikten farklı olduğunu belirtip bir modelin fotoğraftaki halini bulmaya çalışması üzerine düşünmüştür.

Bir başka çalışma da Warhol'un Screen Test'i (1964-1966). Bu çalışmada ise model olarak Allen Ginsberg, Dennis Hopper ve Salvador Dali dahil birçok model kamera karşısına geçiyor ve sabit durmaya çalışıyorlar. Bu iki çalışma da Kleist'in anlattığı anı olan Paris'li gencin hikâyesiyle paralellik gösteriyor.

Bir diğer çalışmada olan  Factory'sinde Warhol, yardımcılarıyla beraber seri üretimi andıran bir serigrafi sistemi kurar. Sanatçının ifadesinin, fırça darbesi yerine seçilmiş olan görüntünün belirlenen yöntemle çoğaltılması amaçlanır fakat bu serigrafiye rağmen tuvaller birbirinden farklılık gösterir. Burada da kukla tiyatrosuyla benzetme yapmak doğru olur. Kukla tiyatrosunda her uzuv tek tek yönetilmeye kalkılmaz, kuklalar ağırlık merkezinden yönetilir ve her icra aslında farklı bir anlatım sergiler.

 İki bin yılından sonra yapılan iki araştırmayla bu konu özelinde devam etmek isterim; Birincisi Limb ve Braum'un Caz Doğaçlaması Araştırmasında (2008), altı profesyonel caz piyanistinin doğaçlama ve öğrenilmiş parçaları çalma sırasındaki beyin etkinlikleri karşılaştırılır. Doğaçlamada bazı yan prefrontal bölgelerde etkinlik azalırken medial preforontal kortekste artış gözlenir. Araştırmacılar bunu, kendini denetlemenin azalmasıyla içeriden yönlendirilen üretimin birlikte işlemesi şeklinde yorumlar.

İkincisi ise; Beilock ve Carr'ın Baskı Altında Performans Araştırması'dır (2001). Bu araştırma da Golf oyuncuları üzerinde gerçekleştirilmiştir. Sayı vuruş tekniğinde otomatikleşmiş olan bir beceriyi adımları bilinçle kontrol ederek tekrarlattırdıklarında performansta kayıp olduğu görülmektedir.

Bütün bu örneklerle verebileceğim sonuç en sade haliyle şu olur: Kleist'ın kuklası ve Tanrısı zarafetin iki ucunda durur; biri kendini bilmez, diğeri sonsuz bilince sahiptir. İnsan ise bu iki uç arasında çalışır, tekrar eder, yanılır. Belki ustalık, bütün bunların sonunda, öğrendiğini uygularken her hareketini yeniden yönetmekten vazgeçebilmektir.

 

Yazar'a ait Diğer Yazılar

Burak Çetinkaya

Burak Çetinkaya1995 yılında Bakırköy'de doğdu. Mor ve Ötesi ve Büyük Ev Ablukada dinlemiyor. Kapuska seviyor ve pembe çoraba bayılıyor.

 

Şiir

Tüm Yazılar

Sinema

Tüm Yazılar

Müzik

Tüm Yazılar